Almanya’da Türk Dilinin Geleceği: Koşullar ve Olanaklar

2000 yılı Ocak ayında yürürlüğe giren Alman Vatandaşlık Kanununa göre Almanya’da doğmuş tüm çocuklara Alman vatandaşlığı verilmektedir. Bu şekilde, 2006 yılından itibaren Almanya’da okula başlayacak olan Türk asıllı çocukların eğitim sorumluluğunu tümüyle Alman hükümeti üstlenecektir. Ana dilleri Türkçe olan ve aile durumlarına göre genellikle evde Türkçe konuşmaya devam edecek olan bu çocuklar, kişisel ortamlarının dışında toplum dili olarak Almanca’yla, yani ikincil bir dille karşılaşmaktadır. Türk çocuklarının ana dillerinin Almanca olmamasından doğan zorlukları buranın yetkilileri imkânları çerçevesinde gidermeye çalışmaktadır. Almanya’da kalacak çocukların ve gençlerin Alman diline ve kültürüne ulaşmalarının sağlanması, kuşkusuz olumlu bir çabadır. Günümüzde bu Türk gençliğinin Almancası kuşaktan kuşağa düzgünleşmekte ve zenginleşmektedir. Ancak acaba Almanya’da – ve Batı Avrupa’nın tümünde – Türk dili yaşamını ne şekilde sürdürecektir?
Almanya’da en büyük azınlığı Türkler oluşturur; Almanca’dan sonra bu ülkede en çok konuşulan dil de Türkçe’dir. Avrupa Birliği yöntemlerine göre azınlık dillerinin korunması gerekmektedir. Buna rağmen Alman hükümetinin Türkçe’nin bu ülkede korunması için aldığı tedbirler son derece sınırlı ve yetersizdir ve günden güne daha yetersiz kılınmaktadır. Bu durumun nedenlerini ikiye ayırabiliriz. Bir yandan Almanya’nın, azınlıkların Alman kültürünü ve yaşayış tarzını tümüyle benimsemelerini beklediğini görüyoruz. Bu beklenti özellikle adetleri Almanlardan en değişik gibi görünen Türkler için dile getirilmektedir. Hollanda hükümeti daha 1981 yılında Hollanda’yı ‘çok kültürlü bir toplum’ olarak tanımlarken aynı yıl Alman hükümeti “Almanya’nın iltica memleketi olmadığı” beyanında bulunur. Son 20 yılda Alman politikasında gerçekleşen devrimlere rağmen Alman yetkililerinin ve Alman kamu oyunun bu konudaki tutumlarında olumlu bir değişim olmadığı gözlenmiştir. Nitekim Türk dilinin eğitim sisteminde aldığı yer konusunda Almanya’yla Hollanda’yı karşılaştıracak olursak hem kanun bakımından, hem de uygulanan tedbirler bakımından Hollanda’nın çok daha ileri olduğunu görürüz. Ana dili (yani Türkçe) derslerinin ve ana dili öğretmenlerinin, örneğin, Hessen eyaletinde, şimdiki durumuna bakacak olursak derslerin kanuni değişiklik yapılmadan önceki haliyle, yani velilerin dilekçesi gerekmeden verilmeye devam ettiğini görürüz. Ancak, Alman Kültür Bakanlığı, bizce Yabancılar Meclisi, çeşitli dernekler ve başka yabancı kurum ve kuruluşların sert tepkisinden korktuğu içindir ki ana dili derslerinin okul programından silinip velilerin başvurusuna bağlı olarak yürütülmesine daha geçmemiştir; bilgilerimize göre, Bakanlık bu durumun 10 yıla kadar tamamen değişmesini öngörmektedir. Ana dili derslerinin yakın gelecekte uygulamadan kalkacağı veya çok az ölçüde verileceği Alman yetkililer tarafından açıkça söylenmekte, genç olan Türkçe öğretmenlerinin kendilerini başka branşlarda yetiştirmeleri maddi olarak teşvik edilmekte, üniversitede yeniden eğitim yapmaları için imkân sağlanmaktadır. 11 Eylül faciasıyla başlayan sürecin bir yönü olarak Almanya’daki Müslümanların, ve bu arada Türklerin, kendi kimliklerini koruma çabalarını savunmak daha da güç olmuştur.
Bu durumda Almanya’yı yeni vatanları yapmış olan Türklerin dillerini bir veya iki kuşak içinde tümüyle yitirmemeleri, yarım yamalak kültürlü değil, çift kültürlü genç¬lerin yetişmesi amacını gerçekleştirmek bizce ancak Türkiye’nin desteğiyle sağlanabilecektir. Bu alanda örneğin Almanya’da oturan Yunanlıların yoğun girişimler sayesinde çok daha olumlu sonuçlara vardıklarını, kendi kültürlerini Almanya’da da koruyabildiklerini görüyoruz. Türkiye, Almanya’daki Türk çocuklarının Türkçe eğitimini Türkiye’den öğretmen göndermek yoluyla desteklemeye çalışmıştır. Bu yolla olumlu sonuçlara varıldığı söylenemez. Türkiye’den gelen ve Almanya’da önceden yaşamamış öğretmenler buradaki yaşam koşullarını genellikle bilemediklerinden bu ortama alışıncaya ve öğrencilerinin yaşamını anlayıncaya kadar uzunca bir müddet geçmiş, bu müddet boyunca okullardaki Alman öğretmenlerle de gerekli irtibatı kurmakta zorluk çekmişlerdir. Bu da Türkçe eğitiminin verimliliğini azaltmıştır. Eğer Almanya Türklerinin maksadı Türkiye’ye dönmek olsaydı, çocuklarının dönüşünü Türk okullarındaki eğitim yöntemlerini uygulayan öğretmenler kolaylaştırabilirdi; durum öyle olmayınca, bizce en uygunu, Türkçe eğitimini sadece Alman Türklerinin arasından yetişmiş öğretmenlerin gerçekleştirmesi olacaktır. 
Alman Türk çocuklarına Türkçe’yi öğretecek kişilerin üniversite mezunu olmaları bizce şarttır. Almanya’nın eğitim fakültelerinde‚ Lehramt 1, 2 ve 3 adları altında gerçekleştirilen öğretmen yetiştirme programı, genel üniversite bitirme yöntemi olan‚ Magister’den ayrılmaktadır. Almanya’daki bütün Türkoloji bölümleri Magister programına girdiği ve tezle bitirildiği için Türkoloji bölümlerinde Türkçe öğretmeni yetiştirilmemektedir. Kanaatimce Türkçe öğretmenlerinin Alman üniversitelerinin Türkoloji bölümleri dahilinde yetiştirilmesi bir zorunluluktur. Çünkü Türkoloji bölümlerinde öğrencilerin Türkçe dil bilimi, Türk edebiyatı ve tarihi açılarından eğitim görmeleri sağlanmaktadır. Yüzeysel bir Türkçe öğretimi öğretmenlik için yeterli değildir. Alman üniversitelerinden mezun olmak için bugüne dek altı yıl okunuyorsa da‚ Magister (yüksek lisans) yanında bazı durumlarda başka devletlerin yüksek eğitim sistemine uyacak şekilde‚ Bachelor (lisans) derecesi kurulması da düşünülmekte¬dir. Almanya’da Türkçe öğretmeni halen sadece Nordrhein-Westfalen eyaletinde, Essen şehrinde yetiştirilmektedir. Bizce Almanya’nın başka yörelerinde, örneğin Hessen eyaletinde de bu tür akademik girişimler gereklidir. Türk dili öğretmeni eğitimi‚ Magister yani‚ Master değil de‚ Bachelor derecesini amaç edinip dil bilimsel Türkoloji ve pratik eğitim derslerini en ayrıntılı bir şekilde ele almalıdır. 
Benim burada özellikle üzerinde durmak istediğim konu, Türk-Alman iki dilliliğinin dil bilimsel araştırılması gereğidir; zira yetenekli öğretmen yetiştirmeden önce öğretmen adaylarına sunulacak sağlam temeli kurmak, öğretilecek malzemeyi belirlemek gerekir. Almanya’da Türkçe’nin kullanımını konu edinen araştırmalar yeterli olmaktan çok uzak ve yine Hollanda’ya oranla çok kıttır. Hayatın bütün alanlarında, örneğin tıpta veya mühendislikte olduğu gibi dil konusunda da uygulama evresine geçmeden önce araştırma ve çözümleme evresi gelir. Araştırılması gereken konuların bazıları şunlardır: Türk ailelerinin fertleri arasında ne şekilde konuşulmaktadır; kuşaklar arasındaki farklar nedir? Türkçe günün hangi faaliyetlerinde kullanılmaktadır? Türk ailelerinin beraberce oturma ve yaşama yoğunlukları dili nasıl etkilemektedir? Verilen Türkçe dersleri ne derece etkili olmuştur? Almanya’da konuşulan Türkçe’nin dil bilim, sözcük varlığı ve ağız özellikleri nedir? Kimler ne biçim bir Türkçe konuşmaktadır? Çoğunluğun Türkiye’nin kırsal bölgelerinden gelmiş olmasının Almanya Türkçesi üzerine ne gibi etkisi olmuştur? Çocuklarda ve ebeveynlerde ana dili öğrenme bilinci ne derecededir? Çocukların ve gençlerin Türkçe konuşmaları konusunda ailelerinin tutumları nedir? Bu konu Alman komşular, eğitimciler, politikacılar, aydınlar tarafından nasıl karşılanmakta ve Türklerce ne derece önemsenmektedir? Türk çocuklarının anaokulundan önce, anaokulu ve ilkokul boyunca Türkçeleri ve Almancaları nasıl gelişmektedir, yani gramerin ve sözcük varlığının hangi alanları önce, hangileri sonra öğrenilmekte ve hangileri büsbütün eksiktir? İki dil ne derece, ne şekilde ve hangi durumlarda karıştırılmaktadır? Almanca Almanya Türkçesini nasıl ve hangi alanlarda etkilemektedir? Türkiye, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkeleri arasında Türk çocuklarının dil gelişmeleri bakımından farklar nedir? Batı Avrupa ülke¬lerindeki okullarda Türkçe’ye değişik şekil¬de ağırlık veren programlar uygulanmıştır; bu programların sonuçları ne olmuştur? Bir dilin göç sonucu oluşmuş bir azınlık tarafından konuşulması bütün dünyada yaygın ve gittikçe de daha fazla görülen bir olaydır; bu bakımdan Türk dilinin Batı Avrupa’daki durumuyla karşılaştırılabilecek olgular çoktur. Bu tür çift dillilik üzerine dünya çapında dil bilim araştırmaları sürdürülmekte ve tartışılmaktadır. Almanya Türkçesi üzerine de bazı araştırmalar yapılmış ve çeşitli fikirler yürütülmüşse de bu fikirler sağlam temellere dayanmaktan ve diğer azınlık dillerinin bağlamını göz önünde bulundurmaktan uzaktır.
Bu tür araştırmaları geliştirmek ve plânlamak ve Almanya’da çocuklar ve gençlerce konuşulan Türk dilinin gelişimini ve uygulanan programların etkinliğini birkaç yıl boyunca izlemek gerekecektir. Bir müddet sürecek ve birkaç araştırmacıyı kapsayacak böyle bir girişim için Türkiye’nin de maddi desteğiyle bir Alman üniversitesinde, örneğin Frankfurt’ta bir araştırma merkezi kurulması uygun olur. Alman üniversite sistemi günümüzde çok ciddi bir maddi sıkıntı içindedir; Türkiye’nin bu araştırma alanını kısmen de olsa desteklemesi, Alman fonlarını da katılmaya teşvik edecektir. 
Batı Avrupa dilleri arasında canlı bir Türkçe’nin de yer almasını sağlamak, Almanya’nın amacı olmasa da Türkiye’nin muhakkak amacı olmalıdır. Bu amaç bizce durumun bir an önce bilimsel bir şekilde araştırılmasını ve alınacak tedbirlerin bu kapsamlı araştırmalar çerçevesinde gerçekleştirilmesini gerektirir. 


 
Avrupa'da Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sempozyumu - 25-26 Ekim 2001 
Almanya’da Türk Dilinin Geleceği: Koşullar ve Olanaklar
Prof. Dr. Marsel ERDAL



İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR