Nasreddin Hoca merhum bir gün evine yemeye giderken (когда однажды покойный Ходжа Насреддин шел домой поесть; ev дом, yemek — еда, кушать, gitmek — идти), peşine dört beş molla takılır (за ним увязались несколько человек: «за ним четыре-пять учеников медресе увязались»; molla — мулла, ученик медресе, грамотный, takılmak — прицепляться, увязываться). Kendisini övmeye başlarlar (начали его хвалить; övmek). Hoca ise, işin içyüzünü pek güzel anlamıştır (но Ходжа отлично все: «суть дела» понял; — дело, работа, içyüz — суть, güzel — красивый, хорошо, отлично, anlamak — понимать). Mollaların maksadı yemeğe ortak olmaktır (их целью было вместе с ним поесть: «быть партнерами за едой»; maksat — цель, ortak — партнер, olmak — быть). Halbuki Hoca'nın bütçesi (однако бюджет Ходжи; bütçeбюджет) buna hiç de müsait değildir (этого совсем не позволял; müsait — подходящий, удобный, позволяющий; değil — не). Olsa bile (даже если бы позволял: «если бы было») bu doymak bilmez aç adamlara rızkını yedirmeye hiç hevesi yoktur (он совсем не стремился кормить этих ненасытных людей: «наедаться не умеющих людей »; doymak — наедаться, aç — голодный, adam — человек, rızk — пропитание, yedirmek — кормить, heves — страсть, увлечение, yok — нет).

Yolda bir iki defa (по пути один-два раза; yol — путь, дорога, defa — раз) bir bahane ile onları savmak ister (под разными предлогами пытался от них отделаться; bahane — повод, предлог, savmak — прогонять, istemek — хотеть) ama, hepsi de biribirinden pişkin mollalar, oralı bile olmazlar (но ученики медресе, которые были один другого наглее, его даже не слушали; pişkin — жареный; опытный, пробивной; бесцеремонный, наглый; oralı değil/olmamak — не слушать, не обращать внимания). Bunlar, Hoca'nın sofrasına iyice göz koymuşlardır (они уже рассчитывали поесть у Ходжи: «положили глаз на стол Ходжи»; sofra — /накрытый/ стол, iyice — хорошенько, göz — глаз, koymak — класть, ставить).

Nihayet bu şekilde konuşa konuşa evin önüne kadar gelirler (наконец они, так разговаривая, пришли к его дому; bu şekilde — таким образом, şekil — форма, вид, образ, konuşmak — разговаривать, ev — дом, ön — перед, gelmek — приходить). Oraya varınca Hoca mollalara (дойдя туда, Ходжа ученикам медресе; varmak — приходить, достигать):

— Siz bir dakika şurada bekleyin! (вы подождите здесь минутку; dakikaминута, beklemek — ждать) diyerek kendi içeri girer (говоря, входит внутрь; girmek — входить). Onları da kapının dışında bırakır (их же оставляет снаружи: «за дверью»; kapı — дверь, dış — внешняя часть, bırakmak — бросать, оставлять). Karısına da (своей жене же; karı — жена) bir yere saklanacağını, kapının önünde bekleşen fodlacı mollaları bir bahane ile savmasını söyler... (что /он/ где-нибудь спрячется, а /ей/ говорит спровадить ожидающих под дверью дармоедов под каким-нибудь предлогом; saklamak — прятать, saklanmak — прятаться, bekleşmek — дожидаться совместно /взаимно-совместная форма от beklemek/, fodlacı — дармоед, тунеядец)

Kadın bir dakika sonra (через минуту женщина) kapıyı aralayarak (приоткрыв дверь; aralamak) mollalara orada ne beklediklerini sorar (спрашивает у учеников, чего они там ждут; beklemek — ждать, sormak — спрашивать).

Mollalar, Hoca'yı beklediklerini söyleyince (когда ученики сказали, что ждут Ходжу):

— Hoca Efendi evde yok! der (господина Ходжи нет дома, говорит /она/).

Pişkin mollalar hemen itiraza başlarlar (пробивные/нахальные ученики тотчас начинают возражать; itiraz — возражение)

— Böyle şey olur mu? (как такое возможно?) Beraber geldik (мы вместе пришли; beraber — вместе, gelmek — приходить).

— Şimdi yanımızda idi (он только что был с нами: «он сейчас был рядом с нами»; yan — бок).

— Eve az önce gözümüzün önünde girdi (недавно у нас на глазах вошел в дом; az — мало, немного, önce — раньше, до, girmek — входить).

— Onun içeri girdiğini gördük (мы видели, как он вошел; içeri — внутрь, görmek — видеть) ama dışarı çıktığını görmedik... (но не видели, как он выходил; dışarı наружу).

— Hoca kuş olup uçamaz ya... (Ходжа же не птица, чтобы летать: «птицей летать не может ведь»; kuş птица, uçmak летать). Mutlaka evdedir (он точно дома).

Kadıncağız (бедная женщина) bu ağızları kalabalık çömezlerle baş edemeyeceğini anlar (понимает, что не справится с этими бойкими на язык студентами; baş etmek — справляться с кем-либо; çömez — студент медресе, ağız — рот, kalabalık — толпа, скученность; ağızları kalabalığı — поток слов). Ne yapacağını bilemez (не знает, что делать: «не может знать»). Tekrar (еще раз/повторно):

— Hoca evde yok! (Ходжи нет дома) diyerek kapıyı yüzlerine kapar (говоря, закрывает дверь у них перед носом; yüz — лицо, kapamak — закрывать).

Mollalar ise oradan ayrılmayıp yeniden gürültü etmeye başlayınca (когда же ученики, не уходя оттуда, начали опять шуметь; ayrılmak — расставаться, разлучаться; оставлять, покидать, ayırmak — разделять, отделять, разъединять, gürültü — шум, gürültü etmek — шуметь), bütün bu konuşulanları dinlemiş olan Hoca (Ходжа, слышавший все это: «все произносимое»; bütün — все, konuşulmak — быть произнесенным, сказанным) daha fazla dayanamadan başını pencereden uzatır (больше не выдержав, высовывает голову в окно; dayanmak — выдерживать, baş — голова, pencere — окно, uzatmak — высовывать):

— Siz de amma uzun ediyorsunuz, der (ну вы тоже уж не знаете меры, говорит; uzun etmek тянуть, затягивать, терять чувство меры; uzun — длинный). Evin iki kapısı olamaz mı? (разве у дома двух дверей не может быть?) Ben de bu kapıdan girdikten sonra karıma görünmeden öbür kapısından çıkıp gitmiş olamaz mıyım? (и я не мог, что ли, войдя в дом через эту дверь, незамеченный женой выйти через другую; sonra — после, karı — жена, görünmek — быть замеченным, увиденным, görmek — видеть, увидеть, öbür — другой, çıkmak — выходить)

Belki kapı iki tanedir

Nasreddin Hoca merhum bir gün evine yemeye giderken, peşine dört beş molla takılır. Kendisini övmeye başlarlar. Hoca ise, işin içyüzünü pek güzel anlamıştır. Mollaların maksadı yemeğe ortak olmaktır. Halbuki Hoca'nın bütçesi buna hiç de müsait değildir. Olsa bile bu doymak bilmez aç adamlara rızkını yedirmeye hiç hevesi yoktur.

Yolda bir iki defa bir bahane ile onları savmak ister ama, hepsi de biribirinden pişkin mollalar, oralı bile olmazlar. Bunlar, Hoca'nın sofrasına iyice göz koymuşlardır.

Nihayet bu şekilde konuşa konuşa evin önüne kadar gelirler. Oraya varınca Hoca mollalara:

— Siz bir dakika şurada bekleyin! diyerek kendi içeri girer. Onları da kapının dışında bırakır. Karısına da bir yere saklanacağını, kapının önünde bekleşen fodlacı mollaları bir bahane ile savmasını söyler...

Kadın bir dakika sonra kapıyı aralayarak mollalara orada ne beklediklerini sorar.

Mollalar, Hoca'yı beklediklerini söyleyince:

— Hoca Efendi evde yok! der.

Pişkin mollalar hemen itiraza başlarlar:

— Böyle şey olur mu? Beraber geldik.

— Şimdi yanımızda idi.

— Eve az önce gözümüzün önünde girdi.

— Onun içeri girdiğini gördük ama dışarı çıktığını görmedik..

— Hoca kuş olup uçamaz ya... Mutlaka evdedir.

Kadıncağız bu ağızları kalabalık çömezlerle baş edemeyeceğini anlar. Ne yapacağını bilemez. Tekrar:

— Hoca evde yok! diyerek kapıyı yüzlerine kapar.

Mollalar ise oradan ayrılmayıp yeniden gürültü etmeye başlayınca, bütün bu konuşulanları dinlemiş olan Hoca daha fazla dayanamadan başını pencereden uzatır:

— Siz de amma uzun ediyorsunuz, der. Evin iki kapısı olamaz mı? Ben de bu kapıdan girdikten sonra karıma görünmeden öbür kapısından çıkıp gitmiş olamaz mıyım?

Yorum ekle


Join our Telegram & WhatsApp Group - Turkish for every one.
Türkçe öğrenmek için Telegram & WhatsApp grubumuza katılın.

 

Scroll to top